EHAD Forum
Geri git   EHAD Forum > ..:: | HAYAT - AKTÜALİTE | ::.. > Medya Köşesi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 02-07-2009, 04:22 PM   #1
Süper Modaratör
anadolu gençlik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Feb 2009
Konuları: 116
Mesajlar: 764
Teşekkürleri: 143
101 mesajına 144 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2
anadolu gençlik is on a distinguished road
Exclamation Ergenekon film sunar: Bumerang 28 Şubat

Ergenekon film sunar: Bumerang 28 Şubat
Şems Şeyma Açıkay /
12 yıl evvel bugün “dönemin bilmem nesi” diye başlayan yaftalamalarda “dönemin” şerhine gerek duyulmayacak kadar dönem içerisinde olmanın kudreti ile ellerinde he-man kılıcı sağa sola savurmak sureti ile “güç bizde artık” naraları ile atlarını koşturanların günü idi. Hatırlarız ya dönemin YÖK´ünün başkanı üniversitelerinde “Acaba bugün ne reform yapsam” , “Ne gibi bir bilimsel atılım gerçekleştirsem” derdi ile hizmet sunmanın(!) telaşı ile yanar tutuşurdu. Sunduğu hizmetler neredeyse hepimizin dimağlarında kabuk bağlamış yaralarının taptaze acısında kodludur. Ya dönemin en MGK Genel Sekreteri olan paşamız. Hazırlanan mini bildiri ile rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken önlemleri bir bir sıralayıp 18´e bir 18 daha katacak babayiğitlikte olduğunu cümle aleme ilan etmişti.
Dönemin demek pelesenk oldu ya devam edelim, dönemin hukuk adamı, mahşerin üç atlısından (diğer ikisi kendini bilir) en prosedür insanı olanı, aralarında satır aralarında kalmışları cımbız ile çekme yetisine en sahip- “sabih” mi demeli yoksa- olanıydı o. Başsavcı o meşhur “dönemi” izleyen günlerde atlılardan en Vur-Al olanından mülhem “üç adımda nasıl parti kapatılır” hedefine kilitleniyordu. Bugün başına gelenler için “dindar dikta”, “ılımlı faşizm” güzellemeleri yapıyor ya hatırlatmak isteriz kendisine kulağına bir yerlerden çalınır belki, hani bir zamanlar sandığın teri ile iş başına gelmiş heyecanlı ama dik başlı bir hükümet vardı. Sizin o iktidar için yakıştırdıklarınız da tabi… İçinde çokça rejim karşıtı, anti laik, şeriat yanlısı, irtica heveslisi geçen terimsel cümlelerle onlara biçilen “öteki” yaftası da…
28 ŞUBAT BİN YIL SÜRMEZMİŞ…
Yukarıda defaaten yer alan “dönemin” vurgusuna denk düşen meşum malumunuz tarih, o karanlık 28 Şubat dönemidir. 28´ idir Şubat´ın, kışın en sert günleridir bir gün nasılsa güneş açar da yazın en güzel günlerinin müjdecisi olarak doğar üstümüze dedik ya hep... İşte o soğuk, ayaz günler. Her birimizin kişisel hatıratlarına unutulmaz izler bırakan post modern günler efsanede olduğu gibi bin yıl sürmezmiş demek…

Gün gelir hakikat tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilir de bu tezgahın foyası ortaya çıkarmış. Yönetim erklerini ellerinde tutan dokunulmazlar kümesinin tüm korunurluğu kaybolur da bir gün muhakkak mazlum yakarışı “mutlak adalet sahibi” nin katında karşılık görürmüş.
Demem o ki bugün Ergenekon Operasyonu dahilinde gözaltına alınan, evleri basılıp boş cdlerine varıncaya kadar el konulan tüm şahsi dökümanları darma duman edilen, polis otosuna bindirilirken tıpkı “reşolar- memolar” gibi başlarından tutularak eğilen bu hali ile insan acziyetinin doruklarına çıkan güç sahipleri ne tevafuktur ki, her biri 28 Şubat´ ın kara günlerinde bir su başını tutmuş derebeyleriydi… Kurdukları feodal yapı içerisinde üstlerine düşeni layıkı ile yapmış “bin yıl sürer” nasılsa rehaveti ile gönül huzuru duyarak köşelerine çekilmişti heps. Şimdi tutuklanmalarının, gözaltında tutulmalarının, adlarının terör örgütü listesinde anılmasının haklılığını sorguluyor değiliz. Yargının, hukukun işi o. Ama burada toplumun bütününe verilen bir mesaj var göz ardı edilmemesi gereken. Bir zamanlar “güç sende” de olsa eğer üzerinde bir şaibe varsa hukuk kişilerin ve kurumların üstünde bir değerdir, suçun sabit görülürse de zamanı gelir ettiğin yanına kalmaz, faturasını ödersin elbet.
ERGENEKON TEZGAHI
28 Şubat´ın “çamur at izi kalsın” niyeti ile kurgulanmış iftiraları. Ya onlar. Tertemiz hislerle Rabbisi´nin huzuruna çıkmaktan gayrı tek bir eylemi olmamış, tek gayesi ve ilahi nihaye niyeti O(c.c)´ nun rızasını almak olan yüz binlerce masum, inanmış insanı hedef haline getiren o çirkin suçlamalar. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Eski Başkanı Bülent Orakoğlu bugünlerde verdiği bir röportajında sorulan “28 Şubatı kim yaptı?” sorusu üzerine hiç teklemeden “Ergenekon” diyor. Ergenekon sanıklarından Ümit Oğuztan´ ın mahkemede yaptığı savunması tam bir itirafname niteliğinde. “Oğuztan, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden Ali Kalkancı ile o dönemde patronu olan Turgut Büyükdağ kanalıyla tanıştığını anlattı.

Kalkancı nın, Nefes dergisinin sahibi Büyükdağ ın yanına sık sık gelip gittiğini anlatan Oğuztan, "Kendisiyle bu dönemde tanıştık. 28 Şubat sürecinin başlangıcı olarak kabul edilen Ali Kalkancı haberini yaptım." diye konuştu. Kalkancının, un fabrikasını satın almak için patronu Turgut Büyükdağ a gelip gittiğini, sakallı ve irticai görünümlü olduğunu ve bu şekilde bu şahısla tanıştığını aktardı. Kalkancı nın muska yaparak genç kızları mağdur ettiğini söyledi.” Ve ardından inananları karalama amaçlı yürütülen malum foseptik süreç başlıyor… Sözde Hoca(!) ilan edilen alkolik Kalkancı´ ya senaryo dahilinde sonradan örtünme bir işadamı kerimesi refika edilir. Mutlu çiftimiz fotoğrafın bir köşeciğinde duradursun bu işi “Türk beğenisi ve inanabilirliğine” sunmak için gelsin Fadime´ ler, gitsin Müslüm Gündüzler…
Şimdi taşlar oturuyor ya yerine. İlk ilanından bu yana bir tezgah olduğunu bildiğimiz bu kirli oyun en nihayet “faillerinin dili” ile bir kez daha itiraf ediliyor ya büyüksün Rabbim… Kim mi bu Ümit Oğuztan? Gazeteci-yazar. Öyle geçiniyor yani. Kaleme aldığı müstehcen kitaplarla tanınıyor daha çok. 28 Şubat sürecinde, Turgut Büyükdağ ın sahibi olduğu Strateji Dergisinin Genel Yayın Yönetmeniydi. Fadime Şahin-Müslüm Gündüz ve Ali-Emire Kalkancı haberleriyle 28 Şubat sürecinin psikolojik altyapısının oluşturulmasında önemli rol oynadı. Tıpkı itiraf ettiği gibi. İlişkiler ağının çirkefliğine bakın ki, lüle saçlı Tuncay Güney de Strateji Dergisinde yazı işleri müdürü olarak çalışmış aynı dönem. 28 Şubatın gizli kahramanıyım diyen yine Ergenekon kapsamında tutuklanan Sisi lakaplı Seyhan Soylu ise JİTEMin yayın organı olduğunu iddia ettiği dergi bünyesinde, 28 Şubat sürecinde 8 ay boyunca istihbarat çalışmaları yaparak, cemaatlere sızdığını anlatmıştı. 28 Şubat tezgahının mimarları arasında yer alan bütün o isimlerin Ergenekon Klübü çatısı altında toplanması safça inanacağımız bir tesadüf dayatması mı? Gün yüzüne çıkmamış onca saklı, kim bilir hangi bilgi ve belgeleri ile gözle görülemeyecek mikrobik pisliklerle kolaylıkla yutturabilecekleri bir kandırmaca mı? Hayır bu klüp açıklanmamış diğer üyeleri ile başlı başına bir gerçeklik. Daha beklenilen nice isimlerle, fötr şapkalısından, ikna odacısına, sivil postal yalayıcısından, apoletlisine kadar klüp tamamlanmayı bekliyor. Ergenekon serisi tamamlanmalı jübilesini yapmadan “1 numara” da dahil tüm forma sahipleri ile sahaya çıkmalıdır. Sahi bir Çoban Sülü vardı ona ne oldu?
ŞUBAT YARALARI
Şimdi tüm o rövanşist duygularımızdan arınarak, tüm o 28 Şubat´ tan payına düşeni almış hayallerinden men edilmiş içimizde sakladığımız çocuğun saflığını takınarak biraz da, düşünelim. Şubat dönemi soğuğunun tüm aktörlerini değil gözaltına alıp cezaevlerine tıkmak, aleme ibret olsun niyetine Sultanahmet´ te sallandırsalar acımız hafifler mi? Bu kaybettiklerimizi geri getirebilir mi? Cuma çıkışlarında Beyazıt Meydanı´nı dolduran kardeşlerimizden hangisinin “daha özgür bir dünya” umutlarını geri getirebilir, Onca sınav giricisinin içinde hak ederek girdikleri okullarında “baş” larına “baş” örtülerinden ötürü gelmedik kalmayan genç kızların kazanılmış yüksek tahsil haklarından ebediyete kadar men edilmelerini kim engelleyebilir. Başı açık fotoğraf vermektense ölmeyi yeğleyen daha doğrusu hastane tarafından prosedür gereği ölüme terk edilen Medine Anne´ nin yitik ömrünü kim geri getirebilir. Öfkemizi de alıp koyarak yanına bir modern cadı avı başlatalım, kazanlar kurarak ele geçirilen tüm Ergenekon faillerini içine atalım cayır cayır yakalım, neyi değiştirecek bu? Artık benzerleri için emsal teşkil edecek AİHM´ in başörtüsü kararını mı? Halk iradesi ile en demokratik yollardan yönetim hakkını kazanmış ama siyasi hırsa, politik omurgasızlığa kurban gitmiş meşru hükümeti mi? Kaybedilen itibarları mı? 28 Şubat tezgahları neticesinde bütün bir sosyal zümrenin zan altında kalmasını mı? Sokağa her gün boynu bükük başı önde çıkmak zorunda kalan onurlu cami cemaatini mi? Katsayı giyotini tepesinde hala sallanıp dururken, bir zamanların sınavla öğrenci alıp ÖSS başarı listelerini kocaman okul binalarından aşağı afiş afiş duyuran şubat soğuğu ile beraber bomboş kalan öğrenciye hasret İmam hatip sıralarını mı? Bütün bu kayıpların odağında yer alanlarımızın ruh haline yerleşmiş on iki yıllık bir “ötekileşen paranoyası” oluşturulmasını mı?

Hiçbirinin telafisi yok ne yazık ki…
28 Şubat´ın açtığı yaraların bugünkü tıp ilminin yapabilecekleri ile bilinen bir tedavi yöntemi yok ne yazık ki. Ancak ne güzel müjdedir ki, hakiki tedavi O´nun katındadır. Eğer Ergenekon avukatı Baykal´ın buyurduğu gibi ortada bir “intikam” varsa o siyasi değil “ilahi” intikamdır. Zira gerçek intikam alıcı hesabını mutlaka kapatır bir gün. O ne güzel “hesap sorucudur”
  Alıntı ile Cevapla
Alt 02-12-2009, 10:53 PM   #2
Yönetici
Üyelik tarihi: Feb 2009
Konuları: 3
Mesajlar: 1.225
Teşekkürleri: 0
19 mesajına 19 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
sheshe hafiz is on a distinguished road
Standart

kısa ve öz anlatım

paylaşıın için teşekkürler
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Şu Anki Saat: 05:16 PM
Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
EHAD © 2006 - 2009 - Tasarım - Hasan Hüseyin [- Her Hakkı Saklıdır -]
Web Site Tasarımı Hasan Hüseyin

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66